Üffffff! Kalkıp gidesim var yine. Şuan da şu kapıdan çıkıp ilk taksiye atlayıp '' Havaalanına lütfen!'' demek istiyorum. Yanımda sadece pasaportum olsun başka hiçbirşeyim olmasın. Gidip ilk uçaktan yer alayım. Binerken ineceğim yeri hiç bilmeyeyim ve nezaman döneceğimi.
Boyle bir özgürlüğüm olsa ya bu hayatta. Çok mu şey istiyorum? İnsanım ben! İstediğim yerde olmak veya olmamak en doğal hakkım değil mi? Kim mecbur etti beni hergün aynı saatte kalkıp aynı yere gelmeye? Yada gerçekten mecbur eden biri var mıydı? Yoksa ben mi koydum bu kuralları kendime? Kendi özgürlüğümü kendi ellerimle sessiz sedasız teslim ettiysem eğer şu an söylenmeye şikayet etmeye hakkım var mı?
Ama böyle yetiştirildik biz. Daha ilk okula başladığımız ilk gün kendi özgür irademizi başkalarının insaflı olduklarını umduğumuz ellerine bıraktık. Kendimizden vazgeçirildik dayatılanla idare etmeyi, bastırılmayı, neden diye sormamayı sadece denileni yapmayı öğrendik.
Sahi Karlofça anlaşmasının tarihini, maddelerini hatırlayan var mı aranızda? Ne gerek var ki değil mi? Şuan yazsam mübarek Google'a 1 saniye surmez sonuca ulaşmam. Ama Karlofça bize neyi öğretti? O maddeleri sorgusuz sualsiz ezberlememiz gerektiğini öğretti. Hiç soranımız oldu mu ''Örtmenimmm ! Bu bilgi bana nerde lazım olacak? İş görüşmesinde mi sorarlar , yoksa arkadaşlarımla sohbet ederken konusu mu geçer?'' diye. Sorsak da alacağımız cevap belliydi zaten. ''Sus bakiyim! Müfredat böyle''. Müfredat bizi en guzel nasıl bastırabilirse öyle bastırmaya yönelikmiş meğer.
Yıllarca yarış atı gibi yarıştık. Sınavdan sınava.Foto-finişlerle aldık takdirimizi teşekkürümüzü. Sonra en iyi işlere girmek için çabaladık. İş yerlerimizde kendimizi kanıtlayabilmek için çok çalıştık, sustuk , idare ettik çünkü en iyi bildiğimiz şey idare etmekti. Peki sonuç? Onu, bunu idare etmeyi öğrendik de kendimizi idare etmeyi öğrenemedik. Ben öğrenemedim en azından. Ancak bir parça bastırabiliyorum. Ama geçmiyor bu his. Sadece boyun eğiyor kısa sureliğine. Zaman zaman yine alevleniyor içimdeki isyan. Ona da bir isim taktım zaten ''Begüm''. En azından kendimi avutuyorum. Ben ''ağlama geçecek'' dedikçe o elinin tersiyle basıyor tokadı yüzüme. ''Geçmeyecek! Hayat bu işte , böyle, sen bunu seçtin'' diye haykırıyor. Bilemiyorum, haklı belkide. Ama yine de elimden birşey gelmiyor.
Üfff kalkıp gidesim var işte ve canımın istediği zaman dönesim.... Heryere yaz geldi ben de mevsim sonbahar... Yağmur, çamur ... Nuri Bilge Ceylan'ın filminin adı gibi ''Mayıs Sıkıntısı'' bu bendeki... Bu sabah bir haller var bende...Begüm aldı ipleri eline... İyi değilim... Neyse en iyi si koşup indirimler bitmeden yetişeyim!!!
Sevgiler
SıkıntıKumkumasıBurcu
Beymen Collection 2026 İlkbahar/Yaz Erkek Koleksiyonu
-
Beymen Collection 2026 İlkbahar/Yaz Erkek koleksiyonu, “quiet luxury”
akımını
kendi DNA’sına uyarlayarak modern erkeğin zamansız stil kodlarını yeniden...

Beni de götür, gittiğin yere tatlım :)
YanıtlaSil